Menüler
Anket
Bizi nereden duydunuz?
Maç Sonuçları
Ukrayna Krizi'nin Perde Arkası ve ABD İle AB'nin Rusya İle Gizli Savaşı - Türk Birliği

Ukrayna Krizi'nin Perde Arkası ve ABD İle AB'nin Rusya İle Gizli Savaşı

UKRAYNA KRİZİ'NİN PERDE ARKASI VE ABD İLE AB'NİN RUSYA İLE GİZLİ SAVAŞI

Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyanın etrafında seyri muğlak görünmesine rağmen cadı kazanı yüksek ısıda kaynamaya devam ediyor. Bu coğrafyada önümüzdeki günlerde ABD-Rusya-AB ve hatta üstü kapalıda görünse Çin’in emperyalist ve çıkar çatışma mücadeleleri kontrolden çıkmış bir vaziyette devam ediyor…!!!!! Bu hususta ABD ve Rusya arasında bir süredir yaşanan gerginlik Ukrayna krizi ve devamında Kırım’daki referandum gibi hususlar aslında seyrin devamından başka bir şey değil..!!!!!  Bu krizde ABD, AB ile birlikte şu ana kadar Rusya’nın Ukrayna’nın içişlerine müdahalesine ve Kırım’daki tutumuna karşı bazı yaptırım kararları almasına  yönelik kararlılık ortaya koymasına rağmen, Almanya ve Fransa’nın tavrı ise ne şiş yandı ne kebap modeli içeren ihtiyatlı bir yaklaşım.!!! Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ve kararın Rusya tarafından onaylanması ve hayata geçirilmesi mevcut uluslararası hukuk sistemindeki ülkelerin toprak bütünlüğünün ihlali olarak tezahür etmiştir. Bu konuda Rusya’nın batıdan aldığı tepki kendisi ile birlikte içerisindeki ayrılıkçı hareketlere sebebiyet vereceği göz önünde bulundurulursa Çin gibi ülkeleri de gelecekte zor durumda bırakabilecektir…!!!  Bu nedenle Rusya’nın içerisine çekilmeye çalışıldığı tuzakta çok önemle dikkate alınmalıdır….!!! Yani önce haksız yere dövüşe teşvik et, saldırganlaştır, suçlu duruma düşür ve sonra yargıla suçlu ilan et.İşte Rusya’nın içerisine çekilmeye çalışıldığı bataklık..!!!!Rusya’nın Ukrayna ile arasında çıkan krizdeki asıl hedeflerini; Karadeniz donanması ve deniz ticareti için Sivastopol ve Odessa limanlarının stratejik konumu; Ukrayna üzerinden geçen enerji hatlarının güvenli kullanımı, Ukrayna’da kendine yakın bir yönetimin olması, Ukrayna’nın AB ve NATO’ya üyeliğinin engellenmesi gibi başlıca hususlar olarak sıralayabiliriz. 2014 Ukrayna krizinin kısa sürede bölgeselleşmesinde ve ABD-Rusya arasında önemli bir sorun haline gelmesinde birçok faktörün yanında Rusya’da Putin’in iktidara geldiği 2000 yılından bugüne kadar geçen yayılmacı politik duruşu kapsayan uygulamalarının çok önemli etkisi vardır.Tarih boyu Rusya’da var olan bir inanış, Rusya’nın kendi içindeki sorunlarla meşgul olduğu dönemlerde kapasite eksikliğinden dolayı yakın çevresine karşı savunmaya çekilmiş, stratejik derinliklerde ise oyun dışı kalmışlık sendromu ve bu sendromu aşmak için mutlaka saldırgan ,yayılmacı bir tavır sergileme sendromu inanışı…!!!! Bu dönemlerin aynı zamanda ABD’nin gücünün zirvesine ve hukuk tanımaz saldırganlığına; AB ve NATO’nun genişleme dalgalarına denk gelmesi de manidardır..!!!!. Putin, ülke içerisinde kontrol dışındaki oligarklarla, Kuzey Kafkasya’da isyanlarla uğraşırken ve ekonomide tutunamaya çalışırken, yakın çevresinde NATO ve AB süratle genişleyen politikaları ile karşılaşmıştır.2007 yılına kadar eski Doğu Bloğu ve SSCB alanından 10 ülke NATO ve AB’ye üye olmuştur. ABD, başta NATO olmak üzere birçok kanalla Orta Asya ülkelerine de nüfuz ederek çevrelemeye devam etmiştir. Diğer taraftan yakın çevredeki renkli ihtilaller Rusya’nın bu bağlamdaki sabrını sürekli test etmiştir. 2003’de Gürcistan’da Gül, 2004’de Ukrayna’da Turuncu ve 2005’de Kırgızistan’da Lale devrimleri sonrası batı yanlısı veya Rusya’ya daha mesafeli hükümetler iş başına getirilmiştir…!!!! Akabinde Rusya’nın manevraları 2003 ve 2006yıllarında önce içeride temizlik yaparak iç siyasette hâkimiyet tesis etmiş, ülke yönetimini merkezileştirerek, Rus milliyetçiliğini ön plana çıkarmıştır. Aynı zamanda ekonomik olarak da merkezileşme politikası uygulanmış ve buna direnen oligarklar tamamen etkisizleştirilmiştir. Ülke güvenliği açısından Kuzey Kafkasya kontrol altına alınmış, yerel yetkiler azaltılmış ve ayrılıkçı hareketler büyük oranda orantısız güç kullanılarak bastırılmıştır. Bütün bunları politik hedefi olarak uygulamaya koyan Putin yönetimi içeride gücünü sağlamlaştırdıktan sonra yakın çevreye yönelmiş ve üç temel güç unsuru olan Rus nüfus, enerji ve askeri kapasitesine güvenerek emperyalist ve işgalci tutumlar sergilemiştir. Rusya 2006’da önce Ukrayna’yı doğalgaz fiyatları ile sıkıştırmış, gazın bir süre kesilmesi sadece Ukrayna’yı değil Avrupa’yı da sıkıntıya sokmuş,  Rusya’nın  batı önemli bir stratejik oyuncu olduğunun provası yapılmıştır.. Ukrayna üzerindeki baskıların etki yaratmasıyla Turuncu Devrim’in getirdiği yönetim ve ittifaklar kısa sürede dağılmış, Enerji kartı 2009’da bir kez daha kullanılarak ve 2010’da Rusya yanlısı Yanukoviç’in Ukrayna başkanlığına giden yolu açılmıştır. NATO’nun Nisan 2008 başındaki Bükreş zirvesinde Ukrayna ve Gürcistan’ın üyelikleri ile ilgili adım atılmamasına rağmen, Füze Savunma Kalkanıyla ilgili sistemlerin Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da konuşlandırılması kararı, Rusya tarafından kabul edilemez ciddi bir tehdit olarak algılanmıştır. Rusya NATO ve ABD’nin bu adımının karşılığını, 13 Ağustos 2008’de Gürcistan-Abhazya krizinde kuvvet kullanarak ve kararlılıkla ortaya koymuştur. Bu hamle ABD, AB ve özellikle Gürcistan ile Ukrayna’ya; Rusya’nın bu iki devletin NATO’ya girişlerinin kendisinin kırmızı çizgisi olduğunu ve bu yönde kararlığını göstermek için atılmış önemli bir uyarı mesajı olduğunu vurgulama hedefinden başka bir şey değildir. Kuvvet kullanma aynı zamanda Rusya’yı dışarıda bırakarak batıya petrol göndermek isteyen Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’a verilen bir mesaj olarak ta algılanmıştır.  Bu bağlamda Kazakistan’ın mesajı almış olduğunu ve planlarını yeniden gözden geçirdiğini söylemek mümkündür.. Ocak 2010’da Ukrayna’da Yanukoviç iktidarı sonrası Rusya ile yakın işbirliği dönemi başlamıştır. 2010 Nisan ayında Kırgız başkan Bakiyev yönetimi değişmiş, Gürcistan’da ise Ekim 2012 parlamento ve 2013 başkanlık seçimleri ile Gül Devrimi sonlanmış, ve yeni yönetim Rusya’ya daha da yaklaşmıştır. Rusya, kendi liderliğindeki Avrasya Gümrük Birliği’ni, Rusya, Kazakistan ve Beyaz Rusya arasında siyasi ve ekonomik işbirliğinin artırılması için kritik bir vasıta olarak görmektedir. Gümrük Birliği’ne Ukrayna, Ermenistan ve Kırgızistan’ın da katılması durumu ise Rusya için stratejik önem arz etmektedir. ABD son yıllarda genellikle Avrasya olaylarından uzak kalmış gibi görünmektedir. Orta Asya Cumhuriyetlerindeki gelişmelere sessiz kalmış görünmesine rağmen, Gürcistan’a askeri müdahaleye karşı beklenmedik şekilde temkinli tepki göstermiştir. Ancak Ukrayna krizinde giderek daha aktif bir politika ortaya koymasının çok önemli ve vazgeçilmez nedenlerinin olduğunu söylemek mümkündür. Öncelikle ABD, Ukrayna krizinin Avrupa’da mevcut dengeyi bozmasından ve Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye sokmasından endişe etmesinin yanında, diğer taraftan Rusya ile gerginleşen ikili ilişkilerin maliyet etkisinin önemi de kaçınılmaz bir gerçektir. Gürcistan’a askeri müdahale, Edward Snowden olayı ve Suriye’de Esed rejimine verilen destek gibi önemli konularda savunmada kalmış gibi görünen ABD’nin, Ukrayna krizini derinleştirerek, Rusya’yı savunmaya zorlamak ve uluslararası kamuoyu  ve hukuk nezdinde zor durumda bırakmak için  bulunmaz bir fırsattan başka bir şey değil mi..!!!!! Ukrayna krizi kendi iç dinamiklerinin ötesinde; ABD, AB ve Rusya gibi üç büyük gücün mücadelesinde “Doğu Avrupa’da büyük stratejik oyun” özellikleri taşımakla birlikte ,Tarihsel süreçte benzer mücadeleler on yıllarca devam etmiş ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte siyasi, soysal, ekonomik ve askeri sonuçlarla özdeşleşerek yeni gelişmelerin habercisi olacak gibi görünmekte…!!! Mevcut koşullar altında Ukrayna görünür bir gelecekte bir taraftan Rusya ile AB arasında bir bölgesel güç mücadelesinde diğer taraftan Rusya ile ABD arasında küresel bir rekabetinde piyon gibi görülmeye çalışılmakta..!!! Rusya Kırım’da ayrılıkçı hareketi dış politika vasıtası olarak kullanarak tehlikeli bir oyuna dönüştürmüş durumda. Rusya bu gibi oyunlara devam ettikçe ve batı ile mücadelesi sertleştikçe self determinasyon kozunu Abhazya, Güney Osetya ve Moldova’nın Trans Dinyester bölgesinde de kullanma eğilimi göstermektedir. Ancak benzer adımlarında Kuzey Kafkasya’da ve Rusya’nın diğer bölgelerinde kendisine karşı ortaya çıkması mümkün görünmektedir. Bu bağlamda ABD ve AB uzun süredir Rusya’nın egemenlik sorunu olarak gördükleri Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinde ulusal hareketlerin desteklemeleri sürecine nasıl bakacakları meselesi sürpriz karşılanmamalıdır. Self determinasyon kavramının Avrasya’da dış politika, bölgesel ve küresel mücadele enstrümanı olarak kullanılmasının Ortadoğu’daki Kürt dinamiğini etkilemesi kaçınılmazdır. Böyle bir ortam özellikle Suriye’de bir süre önce ilan edilen Kürt Özerk Yönetimi lehine önemli bir fırsat yarattığı gibi, Türkiye’nin güneydoğusundaki özerklik tasarımcılarına da teşvik unsuru olmaktadır. Kırım olgusunun KKTC bağlamında nasıl etkiler yaratacağı ise Doğu Akdeniz ve Avrasya’daki güç dengesi ile Türkiye’de dağılan iç ittifak sonrası yeniden yapılanmakta olan iç siyasetin yönüyle bağlantılı olarak değerlendirilmesi ihtimal dahilindedir….!!!! Ukrayna krizinin uzun vadeli önemli yansımalarından birisi enerji jeopolitiğindeki değişimdir. AB’nin Rusya doğalgazına bağımlılığı ve Rusya’nın Avrupa’nın bir bölümündeki enerji dağıtım altyapısı üzerindeki artan kontrolü batı açısından uzun dönemli bir tehdit olarak algılanmaktadır. Rusya’nın AB’nin petrol ve doğalgaz ithalatındaki payı gerçekte yüzde 25’tir. Ancak bazı doğu Avrupa ülkeleri petrol ve doğalgaz olarak tamamen Rusya’ya bağımlıdır. 2009’da yaşanan doğalgaz krizleri Rusya ve AB ülkelerini alternatif hatlara yöneltmiştir. 2011’de Gazprom Almanya’ya Baltık denizi altından geçen Kuzey Akım’dan gaz vermeye başlamış, Rusya ilave iki hat yapılmasını teklif etmiş ancak Almanya Rusya’ya bağımlılığı daha fazla artırmamak için bunu reddetmiştir. Almanya Rus teklifi yerine, Rus topraklarından geçmeyen, Azerbaycan ve Orta Asya’dan gazı Avrupa’ya taşıyacak Güney Koridoru projelerini desteklemektedir. Azerbaycan Şah Deniz-2 rezervlerini Türkiye-Yunanistan-İtalya bağlantısıyla Avrupa’ya taşıyacak boru hattını tercih etmektedir. Ancak bu hat 2019’da işletmeye açılabileceği gibi kapasitesi de yetersizdir. Dolayısıyla bağımlılığı azaltmayacağı düşünülmektedir. Güney Koridoru’nda başta Nabucco olmak üzere diğer projelerin hayata geçirilmesinde ise ciddi sıkıntılar söz konusudur. Almanya ayrıca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesislerine büyük yatırımlar yapmaktadır. Şu anda Karadeniz’in her iki yakasında Gürcistan ve Romanya’da terminaller faaldir. Başta Afrika olmak üzere Rusya dışındaki üreticilerden doğalgazın Almanya’ya getirilmesi için Baltık Denizi’nde yeni LNG terminalleri de önemli bir seçenektir. ABD ile müşterek kaya gazı araştırmaları da devam etmektedir. AB’nin bu hamlelerine karşı Rusya’nın ana amacı ise Avrupa’nın çabalarını baltalamak olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda Türkmen gazını Avrupa’ya taşıyacak Trans Hazar boru hattını şimdilik engellemeyi başarmıştır. Ayrıca İtalya ile anlaşarak Karadeniz’in altından geçen Güney Akım projesini hayata geçirmiştir. Bu projeye Sırbistan, Slovenya ve Macaristan da katılmıştır. Güney Akım 2015 sonunda hizmete açıldığında Rusya’nın Ukrayna altyapısına bağımlılığı azalacak, hatta boru hatlarının uygun fiyatlarla satın alınması için koz olarak kullanılabilecektir. AB ise Rus gazına bağımlılığı artıracağı için Güney Akım’a zorluk çıkararak engellemeye çalışmaktadır. Diğer taraftan Orta Doğu ve Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının Rus toprakları dışından Avrupa’ya taşınması önemli seçenekler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu seçeneklerin hayata geçirilebilmesi Doğu Akdeniz’de uzun dönemli istikrar sağlanması bağlamında İsrail-Türkiye, Kıbrıs sorunu, Ortadoğu Barış Süreci, Suriye krizi, Kürt sorunu ve İran’ın nükleer programı anlaşmazlığında ilerleme sağlanmasına bağlıdır. Bu sorunların çözümünde Rusya’nın dışlanarak başarı sağlanmasının zorlukları ise sürdürülecek mücadelenin karmaşık yapısına işaret etmektedir. Rusya’nın Ukrayna kriziyle kendi yakın çevresine sıkıştırılmasını bu bağlamda da düşünmek gereklidir. Önümüzdeki dönemde Suriye krizi, İran-batı yakınlaşması ile Doğu Akdeniz’de enerji işbirliği temelinde İsrail-Türkiye yakınlaşmasında ve Kıbrıs sorununda ilerlemeler olması olasılık dâhilindedir. Avrupa açısından alternatif enerji hatları inşasında başarı sağlandığında Avrupa’da Rus doğalgazına talebin, dolayısıyla fiyatların düşmesi kaçınılmaz görülmektedir. Temel ihracat gelirinin önemli bir kısmını doğalgaz oluşturan Rusya’nın böyle bir gelişmenin olumsuz etkilerini derinden hissedeceği açıktır. Buna karşı Rusya’nın da enerji pazarını çeşitlendirmeye yönelmesi ve Doğu Asya’da Çin, Japonya ve Güney Kore pazarlarına ağırlık vermesi ve Çin ile yaptığı dev enerji antlaşması dikkat çekici diğer bir unsurdur. ABD’nin Doğu Asya ve Pasifik’teki stratejik menfaatlerine yönelişini yukarıdaki bağlamda ele aldığımızda, dünya da küresel boyutta yeni çatışma alanları ve işbirliği ortamlarını tetikler durumda yansımalar sergilemektedir.

Bütün bu değerlendirmeler eşiğinde Rusya’nın durumunu bir daha gözden geçirecek olursak, Rusya’nın büyük bir coğrafyanın temsilcisi olduğu, bu coğrafyasının kendisine bahşettiği kaynakların çokluğu, eğitimli bir nüfusu gibi artıları elbette bir güç olmak için avantaj olarak değerlendirilebilir. Ancak Rusya’nın fazla bilinmeyen başka yüzünü ele aldığımızda, Federasyon’un 185 etnik gruptan oluştuğu, bu grupların ve kabile farklılaşmalarının ötesinde kültürel ve siyasi olarak gelişmiş toplumsal gruplardan meydana geldiği, Rusya’da yirmiye yakın özerk ve yarı özerk bölge var olduğu, bu derece karmaşık bir çeşitlilik demokrasinin yerleştiği bir ülke için büyük bir avantaj sayılabileceği gibi yükselen milliyetçilik ve hatta ırkçılık akımlarının ise sonun başlangıcı olabileceği yüksek ihtimal dahilindedir. Bu yapı Rusya’yı içerisinde kırılmaya hazır yüzlerce fay hattı bulunan birinci derecedeki deprem bölgelerine çevirebilir….!!!!! Rusya’nın milli geliri ağırlıklı olarak petrol ve doğalgaza dayalıdır. Ekonomisi ve mali sistemi fazlasıyla kırılgandır,  ekonomik yapı krizlere dayanıklı değildir. Son bir iki ay içerisinde Rusya ekonomisinin yüz milyarlarca dolar kayıpta olduğu bilinen bir gerçektir. Kaynak huzursuzluğu, diğer doğal kaynak zengini ülkelerde olduğu gibi Rusya’da da kendisini hissettirmeye başlamış durumda. Rusya; demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve şeffaflıkta seviyesi oldukça düşük olarak nitelendirilen konumda. Yapılan araştırmalarda ülkenin, yolsuzluk ve yozlaşmada 175 ülke arasında 136’ncı sırada yer aldığı, yargı bağımsızlığında 142 ülke arasında 123, ifade özgürlüğünde ise 179 ülke arasında 142’nci sırada yer aldığı tarafsız gözlemciler tarafından ifade edilmektedir. Özetle Rusya tam bir mafyokrasi devleti izlenimi vermektedir. Böyle bir ülkenin bu gidişiyle doğalgaz ve petrol gelirleri azaldığında kaosa sürüklenmesi kaçınılmaz bir gerçektir.. Kaos ise parçalanmayı beraberinde getirebilir..!!!

SıraBaşlık

İstatistikler
Yazarlar
Halil KURUMAHMUT
LİBYA GERÇEĞİ....
Prof.Dr.Fethi GEDİKLİ
ZÜHDΒNİN ŞEYHİNE YAKTIĞI AĞIT
Kürşat ÖZTÜRK
Türk Dünyası
Milli Hür Düşünce
Yakın Tarihimizde Millet Kavramının Değiştirilmesi
Hava Durumu
Piyasalar
Altın
© Copyright 2016 Halil KURUMAHMUT - Tüm hakları saklıdır.