Menüler
Anket
Bizi nereden duydunuz?
Maç Sonuçları
Yeni Bir Mevlid Nüshası mı - Türk Birliği

Yeni Bir Mevlid Nüshası mı

 

Asukköklü’nün Notları

CİSMÎ’YE AİT YENİ BİR MEVLÛD NÜSHASI’NIN TESPİTİ VE OKUNMASI SAFAHATI

Prof. Dr. Fethi Gedikli

Not: Bu yazının ilk biçimi 27.01.2013 günü yazılarak “Yeni Bir Mevlid Nüshası mı?” başlığıyla www.turkbirligi.net sitesinde yayımlanmak üzere gönderilmiş ve yayımlanmıştır. Aşağıda izlenebileceği gibi bu tarihten sonraki gelişmeler onun yeniden yazılmasını gerektirmiş olmasına rağmen, bugüne kadar bu fırsatı bulamadım. Şimdi, yeni Mevlid Kandili münasebetiyle meseleye tekrar avdet ettim ve önceki yazıyı yeniden gözden geçirerek bazı ilaveler ve değişiklikler yaptım. Elyazması metnin okunuşu da tekrar ele alınmış ve beyitlerin sıralaması tamamen değiştirilmiştir. Sadık Yazar’ın makalesinde Cismî Mevlidiyle ilgili değerlendirmeler bulunduğundan oraya bakılmasını tavsiye ederim. Bu vesileyle Mevlid Kandilinin hepimize kutlu olmasını dilerim. 

16 Ocak 2013 günü Sahhaf Nusret Cimillioğlu, kendisinden satın aldığım kitapların ‘bonus’u olarak aşağıda çevriyazısını verdiğim el yazması bir kitap yaprağını bana hediye etti. Müellifini sonradan öğrendiğimiz bir Mevlid’in ikinci veya üçüncü yaprağı olabilecek parçanın okunuşunu burada takdim etmeyi Mevlid Kandili münasebetiyle münasip buldum.

Hayli eski olduğu anlaşılan bir eserden bize intikal eden bu “Mevlid” parçası, “Mevlid edebiyatı” üzerinde yapılacak daha birçok araştırmanın gerekliliğini ve çözülmesi gereken birçok meselenin olduğunu göstermesi bakımından da anlamlıdır.

Mevlid edebiyatı hakkında yapılan önemli çalışmalardan birkaçı şunlardır: Necla Pekolcay, “Türkçe Mevlid Metinleri (1- Süleyman Çelebi Mevlidi Nüshaları ve Metnin Edisyon Kritiği, 2- Diğer Türkçe Mevlid Metinleri)”, İstanbul, 1950; Hasibe Mazıoğlu, “Türk Edebiyatında Mevlid Yazan Şaîrler”,Türkoloji Dergisi, Ankara 1974; Ahmet Günşen, İpsalalı Ebü’l-hayr Mevlid (İnceleme-Metin-Dizin), GÜHAM (Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi) Yayınları, Araştırma Dizisi 2, Ankara, xv+423 s.; ve M. Fatih Köksal, Mevlid-nâme, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2011, 786 s. Bu son eser edebiyatımızda 123 Mevlid müellifi tespit etmiş ve 12 Mevlid metnini ilk kez neşretmiştir.

Dinî halk edebiyatı üzerine özellikle araştırmalarda bulunan rahmetli Âmil Çelebioğlu “Türk Edebiyatında Mesnevi (XV. Yy.’a kadar)” adlı eserinde (Kitabevi, İstanbul 1999, s. 291)  edebiyatımızda Ahmedî (810/1407-8) ve Süleyman Çelebi’den (812/1409-10) sonra üçüncü “Mevlid” müellifi olarak Ârif’i zikretmektedir. Çelebioğlu, Ârif’in eserinin 842?/1438-9? tarihinde yazılmış olabileceğini tahmin etmektedir. Aşağıda tek bir yaprağını sunduğumuz Mevlid eseri de bu sıralarda yani XVI. asrın başında yazılmıştır.(1)

Yaprağın a yüzünün ilk iki satırı Arapça Hz. Peygambere salavattan ibarettir; bundan sonra ise 17 satır gelmektedir. Yaprağın b yüzünde ise 21 satır vardır. Bunlardan biri sadece “Ger bu ‘âlem” ibaresi, öbürü ise yine salavat satırıdır. 16. satırın ilk bölümü ise çizilmiş ve karşısında yeniden yazılmıştır. Böylece bu yere ekleme veya çıkma yapılmadığından, bu parçada bulunması gereken ve “Her Rebī‘ülevvel ayı bu kişi.” mısraının tamamlayıcısı olan mısra eksik kalmıştır. Biz onu Sadık Yazar neşrine göre onardık.

Metnin XVI. asrın başında kaleme getirildiğini biliyoruz. Ancak 33. beytin ikinci mısraındaki “etmek”in “ekmek” şeklinde yazılmış olması, eldeki metnin oldukça geç zamanlarda istinsah edildiğine delil sayılabilir. Metinde yer yer vezin bozuklukları müşahede edilmektedir. Bazı eksiklikleri köşeli parantez içine alarak tamamladım. Ekte verilen aslı incelendiğinde müstensihin pek az hareke kullandığı görülecektir. Metin bazı yanlış yazılışlardan da salim değildir. Mesela, “Tā bulam ol gevherün Allāh’ını” diye okuduğum 23. beytin ikinci mısraını, belki “Tabu bulam ol gevherün Allāh’ını” şeklinde de okumak da mümkündür. Çünkü orada fazladan bir be harfi daha var. Yine a yüzünün başında “es-Ṣalātu ve’s-selāmu aleyke [yâ] men ismuhû abdullāh es-ṣalātu ve’s-selāmu aleyke yâ men ismuhû resûlallāh es-ṣalātu ve’s-selāmu aleyke yâ men ismuhû habîballāh [Adı abdullah, resulallah, habîballah olan ey insan (Peygamber) sana salât ve selam olsun].” farklı isim tamlamalarıyla bir kez daha tekrarlanan bu kısmın anlamı yine “es-Ṣalātu ve’s-selāmu aleyke yā men ismuhû ṣafiyullah neciyullah kelîmullah] “Adı safiyullah, neciyullah, kelîmullah olan ey insan (Peygamber) sana salât ve selam olsun!” anlamındadır. Bu Arapça ibarelerde de “ismuhû” şeklinde yorumladığımız kelimenin aslındaki lam harfi artıktır. Ayrıca b yüzünde “Ger bu ‘âlem” şeklinde sadece üç kelimesi yazılan vasıta beyti, Sadık Yazar neşrinde ve bazı nüshalarda

“Ger bu ‘âlem halkı dirse subh u şâm

Medh olunsa haşre dek olmaz tamâm

Ger diler isen bula canun safâ

Ver salavat ber-resul-i Mustafâ”

diye kayıtlıdır.

Parçada var olan bazı sorunlar Sadık Yazar neşri ve Süleymaniye Ktp. Hacı Selim Ağa, no. 853’deki nüshaya göre giderilmeye çalışılmıştır. Süleymaniye Ktp.ndeki Hacı Mahmud, no. 4449 ve Yahya Ef. Dergahı, no. 4464’deki nüshalara da bakılmıştır. Ancak Yahya Ef. Dergahı’ndaki nüshanın çok eksik ve başka metinlerle karışık toplanmış bir nüsha olduğunu kaydederek ondan yararlanamadığımızı belirtmek isterim. Bu arada, Sadık Yazar neşrini görmeden, şimdi “Başladım ol serverüŋ mevlūdına /Diŋledem tā derdile ehl-i dīne.” suretinde tespit ettiğimiz 17. beytin ikinci mısraını anlamlı bir şekilde okumada bütün gayretimize rağmen tatmin edici bir netice alınaması üzerine metni tarayıp turkluk-bilgisi@googlegroups.com ve turk-tarihciler@googlegroups.com’daki arkadaşlarn görüşüne açtım. Çok verimli ve bereketli bir tartışma şeklinde gelişen bu mecralardan gelen değerli önerileri özetleyerek bu çalışmanın nasıl sonuca gittiğini de göstermek istiyorum.

İlk olarak 22 Ocak 2013’te, Türklük bilgisi eposta gurubundan Kemal Üçüncü’nün 17. beytin 2. mısraındaki, artık “derdile”  olduğunu bildiğimiz, üçüncü kelimesini “deh-dil” olarak okuması akla birkaç okuma şekli daha getirdi. Aynı gün Türk tarihçiler eposta gurubundan Selman Soydemir “Dekledim tā deh-dile ehl-i dîne” önerisini getirdi. Gene vezne uymamakla birlikte “Degildim tā deh-dile ehl-i dîne.” suretinde de okunabileceği düşünüldü. Buradaki “deh-dil” (veya aynı anlamda “deh-dile”) kelimesi Farsça bir birleşik kelime olup “on gönüllü” ve mecazen de “vefasız”; “dekledim” ise Soydemir’in önerisinde belirttiği gibi “hedef almak, yöneltmek” demektir. Söz konusu mısra da “Ehl-i dine vefasız olanları hedef aldım” / “Ehl-i dine vefasız değildim/değilim” suretinde anlaşılabilir.

Ardından 23 Ocak’ta, bu sefer Türklük bilgisi gurubundan Ömür Ceylan’dan konuyla ilgili “Beyti şöyle okumak sanırım daha berrak bir anlama elveriyor:” görüşüyle birlikte şu okuma önerisi geldi: “Başladum ol serverün mevlūdine / Dinledem tâ dad-ıla ehl-i dîne (Dinledem: Dinleteyim / dad-ıla: tad-ile) Din kardeşlerim (tam bir manevi) lezzetle dinlesinler diye O serverin mevlidine başladım/başlıyorum.”

Ben de makul bir açıklama olduğu için ve belki de müellif orijinal nüshasında böyle yazmış olduğundan, diyerek bu öneriyi memnuniyetle kaydetmiştim.

Bu mısraın okunuşunu Hüseyin Hatemi hocaya da ayrıca sormuştum. Hocam bu hususta 24 Ocak günü şu mütalaayı serd ettiler: “Bu mısra “Diledim nâveh ola ehl-i dine” olacak iken, katib-i bed-tahrir nâveh kelimesini anlayamadığı için “ola”yı “dile”, “diledim”i de “dinledim” yapmış. Navlun, navego gibi kelimelerde olduğu gibi nâvehin denizle ilgili anlamı var. Sankskritçe → Farsça nâ(v)khoda → kaptan.

“Diledim naveh ola ehl-i dine” Bu mevlûdun din ehline kurtuluş teknesi (tekne, burada hamur teknesi anlamında değil, sefîne anlamında tekne olacak) olmasını diledim. İşte bu kadardır ol hikayet / Bakisi dürûğ-i bî-nihayet” diyerek mütalaasını ifade ettiler. Mamafih Hatemi Hoca daha iki ihtimal öngördüler: “Dekledim nâveh dile, ehl-i dine” ve “Diledim nâveh dile, ehl-i dine” şeklindedir. Bu halde ilk mısraın anlamı “Ehl-i dine, dile, gönüle selamet gemisi hazırladım”, ikincisinin “Ehl-i dine, dile, gönüle selamet gemisi diledim” olur.

25 Ocak 2013 günü Türk tarihçiler eposta gurubundan Muzaffer Doğan da “metnin gelişine göre sanki “Dinledem te'evvühile / te'evvüdile ehl-i dîne” olması uygun gibi görünüyor. Burada müellif iki kelime arasında ya karar verememiş ya da iki kelime de zihninden geçtiği için karıştırmış olmalı. Böylece karma bir kelime ortaya çıkmış gibi görünüyor. Ancak yazı özelliği itibariyle benim vav okuduğum harf daha çok dal karakterini andırıyor. Fakat o zaman da ortaya anlamlı bir dize çıkmıyor.” diye görüşünü iletmiştir. Belirtelim ki, te'evvüh inleme, figan etme; te'evvüd eğrilme, bükülme, iki kat olma anlamına gelen Arapça kökenli kelimelerdir.

Meseleyi çözme çabalarına 26 Ocak’ta Türklük bilgisi gurubundan, Mevlidler üzerine büyük çalışmasını zikrettiğim M. Fatih Köksal da katıldılar. Ona göre, “müellifin kaleminden çıkanın “Degildim tā deh-dile ehl-i dīne” olması iki sebepten mümkün değil. Birincisi bu okuyuş vezne uymaz. İlk tef'ile fâilâtün olduğuna göre “Değildim” diye başlaması mümkün değil. İkincisi bu okuyuşa bir mana vermek mümkün değil: “Ben tâ din ehline hercai değildim.” Bunun nasıl bir anlamı olabilir? Burada “tâ”nın yeri nedir? “Ehl-i dîne” tamlamasındaki yönelme hâl eki nereye yöneliktir? Bu soruların cevabı yok.” Köksal da Ömür Ceylan’ın teklifini, metnin imlası dışında, vezin, anlam ve beyit bütünlüğü bakımından mükemmel buluyor. Ayrıca metnin oldukça sade olan dilini nazara alarak hiç duyulmamış Farsça “deh-dil” kelimesini müellifin kullanma ihtimalinin zayıflığına işaret ediyor.

28 Ocak’ta Türklük bilgisi kümesinden Orhan Kemal Tavukçu sorunlu mısraın “Dinledem ta’dâd-ıla ehl-i dine” diye okunabileceğini iletti.

Bu arada 28 Ocak günü yine Türklük bilgisi öbeğinden Nuri Yüce de tartışmaya uzun bir metinle iştirak etti ve teklifini Başladum ol serverüñ mevlüdine, / Diñledem tâ verd·ile ehl-i dine.” şeklinde bildirdi.

Aynı gün Orhan Kemal Tavukçu, Nuri Yüce’nin mesajından sonra, evvelki görüşünü muhafaza etmekle beraber müellifin birçok “tâ” edatı kullandığını belirterek Ömür Ceylan’ın görüşünün de gözden uzak tutulmamasını kaydetti. Ayrıca bazı okuma önerileri yanı sıra metinle ilgili şu görüşlerini de açıkladı: “Metnin 14-15. yüzyıllar arasında te’lif edildiği düşünülebilir. Çünkü; *33. ve 34. beyitlerde yer alan “ḳomışd[ı]” ve vard[ı] kelimelerinde sondaki “ی” harfinin gösterilmeyişi bu metnin harekeli imla geleneğinin etkisinde yazıldığına işaret ediyor. *Eydevüz, eydelüm, oulaya, bülbülleyin, gülleyin gibi arkaik kelime ve eklere yer verilmiş. *Şeyyad Hamza’nın (1349’da sağ) şiirlerinde rastlanan bir üslup özelliği olarak din ve iman kaygısıyla Hz. Peygamber’den (s.a.s.) istimdad edilmiş:

                                 Vire afā işidenler cānına

                                 Ola uvvet dīn[in]e imanına.” 

Bildireyim ki Kemal Üçüncü’nün teklifinden yola çıkarak “Degildim tā deh-dile ehl-i dīne” suretinde okumayı tercih ettiğimi Türklük bilgisi gurubunda ben belirtmiştim. M. Fatih Köksal’ın itirazlarından sonra onu sadece okuma ihtimallerinden biri olarak gördüm.

M. Fatih Köksal, “Bir de “tat” “dad” meselesi hakkında bir iki söz etmek isterim. “Tat”ın “dad” şeklinde yazımı eski metinlerde sıkça karşılaştığımız bir şeydir. Hatta pek çok şair yazım birliğinden hareketle söz oyunu yaparak "yardım, imdat, adalet" anlamlarındaki “dâd” ile tevriye, iham, cinas gibi sanatlara başvururlar. Yani “tat” veya “tad”ın “dad” yazılmasında bir fevkaladelik yok.” diyerek tat kelimesinin eski metinlerdeki yazılışı hakkında görüşlerini açıklıyor.

Ben yine de söz konusu ilgili beyti Hatemi Hocamın ve diğer meslektaşlarımın katkılarından yararlanarak “Başladım ol serverüŋ mevlūdine / Dekledim tā deh-dile ehl-i dīne.” şeklinde vermeyi uygun buldum. Bunda da dayanağım “deh-dile” kelimesinin açıkça harekelenmiş olmasıdır. Deklemek fiilinin ise Türkiye Türkçesi ağızlarında, başka anlamları yanında, “nişan almak, doğrultmak, yöneltmek” anlamını da ifade ettiğine yukarıda değinilmişti. Bu halde, mısraın anlamı “Ehl-i dine vefasız olanları hedef aldım” olarak yorumlanabilir. Herhalde “Kelamın imali ihmalinden evladır!”

Bütün bu öneriler, bilhassa başka bir nüshası olmadığında, bir metindeki bir mısraın ne kadar farklı suretlerde okunabileceğini (yorumlanabileceğini) gösterdiği, ayrıca Osmanlıca öğrencileri için de iyi bir egzersiz örneği olabileceği mülahazasıyla burada zikredilmişlerdir. Eski metinleri okumanın ne kadar dikkat, bilgi, sabır ve çaba gerektirdiği de bu suretle bir kez daha tecrübe edilmiş olmaktadır.

***

Meseleyi böylece sonlandırdığımı düşünürken ve aradan bir aydan ziyade bir vakit geçtikten sonra 11 Mart 2013’te Orhan Kemal Tavukçu “Daha önce üzerinde yazıştığımız Mevlid'in tam metni bir arkadaş tarafından yayımlanmış. Ekte gönderiyorum.” diyerek söz konusu Mevlid’in müellifinden ve yayımlanmış metninden beni haberdar etti(2). Bu makaleye göre müellifin adı Cismî mahlaslı birisiydi. M. Fatih Köksal’ın Mevlid-name kitabında Cismî’nin kimliğine dair bilgi yoksa da, iki ayrı Cismî mahlasının varlığı, Mevlid müellifi Cismî’nin hakkında az-çok bilgi olan sonraki değil önceki Cismî olduğu ve Mevlidini H. 917/M. 1511-12’de yazdığı ve ayrıca aşağıda geleceği üzere 17 nüshasının tespit edildiği bilgisi vardır:

“Cismî: Mevlûdu’n-nebî. Yazılış tarihi: 1511. Yukarıda da değindiğimiz gibi Derviş, Halîl, Şahidüneyyî adlarına kayıtlı mevlid nüshaları ile Ahmed ve Ahmedî’ye ait görünen mevlidlerin bir kısmı aslında Cismî’nin mevlididir. Cismi Mevlidi iki nüshasının karşılaştırılmasıyla yayımlanmıştır: Yazar 2009. Nüshaları: Süleymaniye Ktp. Hacı Mahmud 4449, Yahya Ef. Dergahı 4464; Yapı ve Kredi Sermet Çifter Ktp. 238; Topkapı Sarayı Müzesi Ktp. Hazine 1246; Millet Ktp. AE Manzum 1347; 1349; Hacı Selim Ağa 853; DTCF Ktp. İsmail Saib 698; 5308/1; Millet Ktp. AE Manzum 1370, Süleymaniye Ktp. Mihrişah Sultan 319; İÜ Ktp. TY 7339; Milli Ktp. Yz A 7028; Konya Bölge Yazma Eserler Ktp. 557, Milli Ktp. Yz A 340/1; Milli Ktp. Yz A 3102/1; Milli Ktp. Yz A 3806/1; Milli Ktp. Yz A 3817; Yz A 7426 (Bu nüshaların bir kısmı, yukarıda açıklandığı üzere başka şairlere ait görünmektedir)(3).” Köksal, aynı sayfadaki ilgili notunda da bu neşirle ilgili şunları kaydetmiştir: “Bu yayın, kütüphane kataloglarında Cismî adına kayıtlı bulunan iki nüsha üzerinden yapılmıştır. Her nasılsa bu iki nüshada bulunmadığı halde diğer nüshalarda bulunan “Hem tokuz yüz on yedide bil i yâr/ Cem‘ edip tarihin etdük ihtiyâr” beyti eserin XVI. yüzyıl başlarında (1511/12) yazıldığını ortaya koymaktadır. Yani bu Cismî, S[adık] Yazar’ın makalesinde ihtiyat payı da bırakarak ileri sürdüğü gibi 1694’de vefat eden mutasavvıf Cismî değildir.(4)”

Bu durumda, elimizdeki Mevlid nüshası, Cismî Mevlidinin yeni ancak tek yapraktan ibaret 18. nüshası olmaktadır.

            Sadık Yazar’ın neşriyle, elimizdeki tek yaprak Mevlid parçasının Cismî’ye ait olduğu ortaya çıktığı gibi, yazıldığı tarihin belirlendiği ve diğer nüshalarının da mevcut olduğu anlaşılmıştır. Okumada ve anlamada karşılaşılan zorluklar böylece diğer nüshalara müracaatla çözülecek hale gelmiştir.

Yaprağımızda yer alan kısmın muhtevasına gelince, metnin ilk kısmında müellif müminleri Peygamberin âşıkları olarak görüyor ve bugüne kadar nicelerin Peygamberi övdüğünü, kendisinin de Peygamberi öveceğini, kamu âlemin gül gibi koklayacağı çok güzel bir eser meydana getireceğini belirterek onun okunup anlaşılmasını ve dinlenmesini istiyor. Ayrıca dua talebinde bulunuyor. Aynı zamanda kendisi de bunu okuyanlara dua ediyor ve bu kitabın ayıp ve hataları yüzünden okuyanlarından kendisine itap kılmamalarını da istiyor. Sonra 18. beyitte, müellif, “inci dizimi gibi bir-iki (diğer nüshalarda yeni bir mevlid) mevlid dizip söylemek”ten söz ederek Mevla’ya sığınarak bu işe heyecanla, şevkle başladığını, Allah’tan hidayet olursa gülşende gül koklamaya gitmeyi ve Peygamberin vasıflarını överek Allah’a ermeyi, onun Mevlidini ins ü perinin işitip hayran olmasını, müminlerin bir yere toplanıp gözlerinden yaş dökerek bunu dinlemesini arzu ettiğini belirtiyor. Metnin son kısmında ise 27. beyit olan “Muṣṭafā mevlūdını yād idelüm / İşidenler cānını şād idelüm” kısmında, müellif “Mevlid” okumanın ve Hz. Peygamberin doğumunu yad etmenin faziletlerinden bahisle bir de Bağdat şehrinde her yıl Hz. Peygamberin doğumu sebebiyle bir kimsenin insanları doyurması ve İslam dininin büyük düşmanı olan komşusu bir Yahudi’ye, karısının, bu aş veren adamla ilgili soru sorması anlatılıyor. Bu kısım bazı eserlerde “Hikaye-i İslam Yahudi” adıyla yer almaktadır(5). Acaba bu kısım gerçekten Cismî’ye mi aittir yoksa daha önceki bir eserden mi aktarılmıştır, sorusu akla geliyor.

Zamanın tahribatın elinden alıp kültürümüze yeniden kazandırmaya çalıştığım bu el yazması üzerindeki çalışma, görüldüğü gibi, bir imecenin ürünü olarak doğmuştur. Metnin ortaya çıkmasında,  okunması ve anlamlandırılmasında Abdurrahman Savaş, Ali Adem Yörük, Hüseyin Hatemi, Kemal Üçüncü, M. Fatih Köksal, Muzaffer Doğan, Nusret Cimillioğlu, Orhan Kemal Tavukçu, Ömür Ceylan ve Selman Soydemir’in katkılarını burada memnunlukla ve şükranla bir kere daha kaydetmek isterim.

İmdi, mübarek Mevlid Kandilinizi tes’id ederek Hz. Peygamber’in doğumuyla ilgili söylemeleri arz ediyorum:

“es-alātu ve’s-selāmu aleyke men ismuhū abdullāh es-alātu ve’s-selāmu aleyke yā men ismuhū resūlullāh es-alātu ve’s-selāmu aleyke yā men ismuhū habībullāh.

1 Ol Resūl-i Ahmed’e uşşāḳ olan

Cān gönülden ḫoş aŋa müştāḳ olan

 

2 Ṣal bugün deryā-yı aşḳa özüŋi

Tuṭuben dergāh-ı Ḥaḳḳa üzüŋi(6)

 

3 Gel bugün meydāna ehl-i derd iseŋ

Söyle fevt itme bu sözi merd iseŋ

 

4 Āşıḳ olan bu söze Perverdigār(7)

Āşıḳ ol da şem‘ine pes yana-ṭur

 

5 Niçe fāżıl serveri medḥ eylemiş

Her kişi güç yetdügince söylemiş

 

6 Bizde ṭāḳat yoḳ ki ol cān bülbülin

Medḥ idem terk ide her bülbül gülin

 

7 Nāle vü āh eyleyem bülbülleyin

Ḳoḫulaya ḫalḳ-ı ‘ālem gülleyin(8)

 

8 Ger bize destūr vire Perverdigār

Söyleyem bu söze(9) ḳala yādigār

 

9 Ḥaḳ ḥabībi Aḥmed-i Maḥmūd içün

Ḳur’ān nāzil itdügi maḥbūb içün

 

10 Bir kitāb idem bu sözi aŋlana

Mevlūd ola dā’imā [ol] diŋlene

 

11 Ol Resūl’ün ben de meddāḥı olam

Ol günāhım derdine dermān olam(10)

 

12 Muṣṭafā[nuŋ] mevlūdın diŋleyesiz

Dileriz himmet ‘aṭā eyleyesiz

 

13 Kim ki bu ben miskine ide du‘ā

Anlara raḥmet ḳıla yarın Ḫudā

 

14 Dilerem Ḥaḳ rāzī olsun anlara

Bizim [içün] bir du‘ā idenlere

 

15 Her ki bu meclisde bile buluna

Cennet[i] raḥmet(11) vire ol ḳuluna

 

16 Daḫi her kime irişe bu kitāb

Ḳılmıya ‘ayb [u] ḫatāsıyçün ‘itāb

 

17 Başladım ol serverüŋ mevlūdına

Diŋledem tā derdile ehl-i dīne.

 

18 Diledim pes bir iki(12) mevlūd düzem

Söyledikce her söze dürler dizem

 

19 Ṣıġınup Mevlā’ya sözüm söyledim

Bülbülī-vār nāle vü āh eyledim.

 

20 Mevc urup deryā gibi cūş eyledim

‘Aşḳ şarābını içüp nūş eyledim

 

21 Ger hidāyet olur ise özüme

İydevüz ilhām olur[sa] sözüme

 

22 Gidelüm ol gülşene ḳoḳmaḳlıḳa

Destūr olursa yola gitmeklige(13)

 

23 Medḥ idem ol serverüŋ evṣāfını

Tā bulam ol gevherün Allāh’ını(14)

 

24 Biz daḫi medḥ iydevüz ol serveri

İşüdüp ḫayrān ola ins [ü] peri

 

25 Cem‘ ola bir yere tā ehl-i dīni

Diŋleyeler Muṣṭafā’nuŋ mevlūdını(15)

 

26 Derilip āşıḳlar anı diŋleye

Gözlerinden yaş döküben iŋleye.

 

Ger bu ālem (sic)

es-alātu ve’s-selāmu aleyke yā men ismuhū afiyullāh neciyullah kelīmullāh.

 

27 Muṣṭafā mevlūdını yād idelüm

İşidenler cānını şād idelüm

 

28 Vire ṣafā işidenler cānına

Ola ḳuvvet dīn[in]e īmānına

 

29 Diŋle evvel bir ḥikāyet idelüm

Mevlūdın sözüne andan gidelüm

 

30 Tā bilesüz mevlūdı kim ne imiş

Ḥürmeti bu mevlūdın nice imiş

 

31 Var idi Baġdād içinde bir kişi

Gice gündüz ḫayr idi anuŋ işi

 

32 Her rebī‘ülevvel ayı Muṣṭafā

Mevlūdın eyler[i]di [ol] pür-ṣafā

 

33 O[l] ḥabībüŋ yoluna ḳomışd[ı] baş

Yidirir ümmet[e] ekmek dürlü aş(16)

 

34 Bir Yahūdī ḳoŋşısı vard[ı] anuŋ

Key ‘adūsı idi İslām ehlinüŋ

 

35 ‘Avratı didi aŋa [ey] baḫtiyār

Ne ‘aceb işdir ki eyler işbu cār?(17)

 

36 Her Rebī‘ülevvel ayı bu kişi

[Ḫayr idüben yidirür dürlü aşı].

 

Notlar:

(1) Köksal, Mevlid-name, s. 63.

(2) Sadık Yazar, “Cismi ve Mevlidi”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C. 1/2,  Kış 2008, s. 448-478.

(3) Köksal,  s. 63.

(4) Köksal,  s. 63 ve n. 48.

(5) Kız Mevlûdı, Matbaa-i Yusuf Rıza Sultan Bayezid: Çadırlar caddesinde numero -109, Dersaadet 1339, s. 30-32. Dualı Mevlidi Şerif Süleyman Çelebi ve Mevlidi Nebi Mevlidi Şemsi Mevlid-i Rafet İlahi ve Kasideli Hikaye-i Mevlid, Haz. H. Mustafa Varlı, Esma Yayınları, İstanbul, ts., s. 106-110. Buradaki “Mevlid-i Rafet”, “Mevlid-i Ref’et” olmalıdır. Halil Ersoylu’nun yayımladığı Kız Destanı (Hazâ Hikaye-i Kız ma‘a Cühûd” (TDK, Ankara 1996)nda da Yahudilerin Müslüman olması motifi işlenmiştir.

(6) Bazı nüshalarda “yüzüni”.

(7) Diğer nüshalarda doğru olarak “pervânedür” suretindedir.

(8) Sadık Yazar neşrinde (s. 458) “gülleyin” yerine “gül lebin” diye okunması sehv neticesidir.

(9) “Sözü” olması gerekir.

(10) Bazı nüshalarda “olam” yerine daha anlamlı olarak “bulam” diye yazılıdır.

(11) Bazı nüshalarda “cennet u dîẔâr”.

(12) “İki” yerine diğer nüshalarda olduğu gibi “yeni” olmalıdır.

(13) Bu beyit Süleymaniye Ktp. Hacı Selim Ağa, no. 853’de kayıtlı yazma nüshada yoktur. Yazar neşrinde (s. 459) birinci mısra “Gidelüm ol gülşene ötmeklige” biçimindedir.

(14) Bazı nüshalarda “ṣarrâfını”.

(15) Sadık Yazar neşrinde (s. 459) ve bazı nüshalarda düzgün olarak “Cem‘ olalar bir yere tâ ehl-i din/ Diŋleyeler Muṣṭafā’nuŋ mevlūdın.”

(16) Krş. Sadık Yazar neşri (s. 459) “Yeyidürürdi et ü etmek dürlü aş”. Herhalde ilk kelime “yidirürdi” olmalı.

(17) Krş. Sadık Yazar neşri (s. 460) “Avratı didi bir gün aŋa ey nigār / Ne ‘aceb işdir ki anlar işbu cār”.

SıraBaşlık

İstatistikler
Yazarlar
Halil KURUMAHMUT
Unutulan Karabağ !!!!
Prof.Dr.Fethi GEDİKLİ
Yeni Bir Mevlid Nüshası mı
Kürşat ÖZTÜRK
Türk Dünyası
Milli Hür Düşünce
Yakın Tarihimizde Millet Kavramının Değiştirilmesi
Hava Durumu
Piyasalar
Altın
© Copyright 2016 Halil KURUMAHMUT - Tüm hakları saklıdır.